Steve Jobs’ın Uzun Hikâyesi
Steve Jobs, 1955 yılında Suriyeli müslüman bir göçmenle, bir Katolik Amerikan annenin çocuğu olarak dünyaya gelir. İşte bize bir yerlerden çok tanıdık gelen öyküsü de bundan sonra başlar…
Biliyorsunuz, Steve’in bizzat kendi arzusuyla yazılan biyografisi, geçtiğimiz hafta dijital kitap platformlarında ve önde gelen ülkelerin kitapçılarında satışa çıktı. Kitabın Türkiye baskısının 4 Kasım’da yayınlanacağı söyleniyor.

Steve Jobs biyografisinin kapağı
Biyografinin önemli taraflarından birisi de yazarının daha önce Einstein‘ın biyografisini yazarak ünlenen bir adam oluşu. Walter Isaacson, şu an CNN‘in tepe yöneticisi ve Time dergisinin de yayın yönetmeni. (Daha ne yapsın!)
Steve Jobs‘un hayatına dair birçok gizli kalmış nokta, bu kitap ile aydınlanıyor. Teknolojik devrime damgasını vurmuş bu adamcağız, gerçekten sıra dışı bir hayat yaşamış ve bu kitap, bunu bilinir kılıyor. Read more
Siri Nedir ve Nasıl Çalışır?
iPhone 4S‘in adının sonundaki “S” için çok rivayet var. Speed’in S‘si diyen var. Steve için diyen var. Biz şu an bu S‘nin “Siri” için olduğuna inanalım. Yazımıza, bu inanış ile başlayalım.
Apple’ın 2011′in Ekim’inde, ortaya yeni bir cihaz koymayıp, koyduğu oyuncak gibi bir şey Siri. iPhonePerest olarak, belki merak ediyorsunuzdur diye, Siri’yi masaya yatırdık. Bakalım eteğinden neler dökülüyor bu garip oyuncağın.
Ha bir de belirtelim. Bu makalede, Türkiye’nin “bi milyoncu” teknoloji sitelerinin yazdığı laf olsun Google görsün amaçlı güzaftan fazlasını bulacaksınız.

Siri: iPhone bu filmde efendisinin sözüne sadık bir uşağı canlandırıyor.
…
Siri Adı Nereden Geliyor?
Amerika’da bir araştırma kuruluşu var. Adı: Stanford Research Institute. Yani SRI. SRI kuruluşu, Amerikan tarihinin en bilinen yapay zeka projesini yapıyor. Bu projeyi tüketiciye yansıtmak için de adındaki harflerle oynayıp Siri adında bir şirket kuruyor (2007). Apple, bu şirketi Nisan 2010′da satın alıyor ve hummalı faaliyet başlıyor. Ekim 2011′de Apple, Siri’nin teknolojisini iOS’un bir parçası hâline getirdiğini söylüyor ve yine adına “Siri” dediği akıllı kişisel asistanı duyuruyor.
Siri, iOS’un bir parçası hâline gelene dek kendi müstakil uygulaması ile App Store’da boy gösteriyordu:

iPhone 3GS'de müstakil Siri uygulaması
Siri’nin Apple’ın bir parçası olana kadarki serüvenini merak ediyorsanız, bu sayfaya mutlaka bakın.
Siri Ne İş Yapar?
Siri, birçok bileşenden oluşan komple bir yapay zeka sistemi kısaca. Sizin sesli komutlarınızı anlamlandırıp, cihaza grafik arayüz ile ileteceğiniz komutları iletmenizi sağlıyor.
Örneğin Siri ile sadece konuşarak bir alarm kurabiliyor, bir hatırlatma oluşturabiliyor, yakınınızdaki en iyi Kebapçıyı öğrenebiliyor, eniştenize SMS yazabiliyorsunuz.
Yani, Siri sizin asistanınız. Hiç asistanınız olmadıysa, hiç “executive” bir insan olmadıysanız, işte size fırsat. Siri, sizin emrinize amade, sizi dinleyip sadece işini yapan bir kadirşinas yardımcı. Zaten kendisine sorunca da bu yanıtı alacaksınız: “ben kapında bir âciz uşağım”.

Siri'nin kimsin sorusuna cevabı
Siri’den aslında politik mesajlar da çıkarabilirsiniz. Sicili, Doğu ülkelerinin insanını – tabiatını sömürmekle ve köleleştirmekle kabarmış Batı’nın kendine artık dijital bir köle bulduğunu filan söyleyebilirsiniz. Ya da zorlamazsınız, uşağınızdan hizmet almanın keyfini çıkarırsınız.
Hadi Anlat Edi, Nasıl Çalışıyor Bu Uşak?
Siri’nin en dıştaki katmanı, bir Speech to Text yani sesi yazıya dönüştürme sistemi. Bu yazılım parçası, sizin konuştuğunuz cümleyi hiç yorumlamadan karakterlere dökmekle meşgul. Bu parça, muhtemelen iOS’un içinde duruyor. Ayrıca, çok da kompleks bir kısım değil. Bu işi yapan bir sürü program görebilirsiniz. iPhone’a App Store’dan yükleyeceğiniz Google Search programı da bu işi gayet iyi yapıyor.
İkinci kısım, önemli bir kısım: yazının anlamlandırılması. Burada Apple’ın Siri sunucularındaki gramer analiz yazılımları devreye giriyor. Sizin dilinizden dökülen ve iPhone’un internet üzerinden metin olarak ilettiği cümleyi kompleks algoritmalarla çözümlüyor ve anlamlandırıyor.
İşte Siri’nin asıl farkı burada yatıyor. Gelmiş geçmiş diğer yapay zeka sistemlerinden farklı olarak dar bir alanda yorumlama yapıyor. Sizin konuştuğunuz meseleyi anlamaya çalışmıyor. Sizin konuştuğunuz cümleyi, daha önceden bildiği, iyi tanımlanmış bağlamla buluşturmaya çalışıyor. Bu bağlamlara “Active Ontology” demişler.

Siri'nin patent başvurusundaki çizim. "Active Ontology" ortada. Siri'nin anladığı şeyleri temsil ediyor.
Şöyle izah edelim. Siri, sizin genel olarak dediklerinizi yorumlamakla kasmıyor. Eğer böyle yapsa idi, çuvallamaya çok müsait olurdu. Siri, örneğin bir restoran nasıl aranır, bu ontolojiyi biliyor. İnsanların bir restoran ararken kullanacağı cümle kalıplarını, kelimeleri ve kurgularını biliyor. Sizin cümlenizi, bu kalıplarla eşleştirdiğinde (pattern recognition), maksadınızı anlıyor. Maksadınıza uygun görevleri çıkartıyor ve bu işleri yapmaya koyuluyor.
Cümlenizde “my wife” (eşim) dediğinizde, kişiler listenizde “eş” irtibatı kurduğunuz kişiden bahsettiğinizi çıkarımlıyor. Ya da “when i leave work” (iş yerinden çıkarken) dediğinizde daha önceden adres defterinizde “work” olarak belirlediğiniz GPS lokasyonundan fiziksel olarak ayrılırkenki zamanı kasdettiğinizi anlıyor. Tanımlanmış veriyi en ince şekilde kullanıyor yani Siri.
Siri’nin anlayabildiği buyruk kalıpları sınırlı olduğu için başarı oranı yükseliyor. Size sunabildiği hizmetler şunlar:
- Hatırlatma kurma
- SMS gönderme
- Havaları sorma
- Bilgi isteme (Wikipedia vs.)
- Toplantı ayarlama
- E-mail gönderme
- Birinin telefonunu öğrenme
- Alarm kurma
- Yön – adres sorma
- Hisse senedi sorma
- Sayaç kurma
- Siri’nin kendisi hakkında sorular sorma
Hangi Dilden Anlar Bu Uşak?
Şu an İngilizce, Fransızca ve Almanca‘dan anlıyor. Arkasındaki teknoloji o kadar basit olmadığı için yazılım çevirisi gibi bir anda bütün dünya dillerinin Siri’ye uygulanmasını beklemiyoruz. İspanyolca, Amerika’nın ikinci dili de eklenmemiş durumda.
Apple, servise “beta” etiketi yapıştırdığı için anlıyoruz ki geliştirmeler sürekli devam ediyor. Bir habere göre de Apple’daki en kalabalık takım Siri takımıymış. Yani adamlar bu işe fena sarılmış durumda.
İleride dil sayısı mutlaka artacaktır fakat bu dillerin arasına Türkçenin girebileceğini yakın bir gelecekte mümkün görmüyorum. Bize şu Maarif’in okulları İngilizce öğretemedi ama sanırım Siri öğretecek. İnsan uşağından İngilizce öğrenir mi demeyin.
Bu İşte Gelecek Var mı Dersin Edi?
Evet, gelecek var. Yapay zekanın, insanın günlük hayattaki aktivitelerine canhıraş bir şekilde yardım eder hâle geldiğini görmemiz için çok uzun zaman geçmeyecek.
Apple, bu tarafta eline büyük bir bayrak almış durumda. Yine Google ve Microsoft gibi büyük rakiplerini peşinden koşturacak bir hamle yapmış durumda. Cihazı yıllar önce yapıp onları kendine yetişmeye zorladığı gibi, şimdi de yazılım alanında şaşırtıcı bir hamle yapıp onların odak noktasını bozuyor.
Farkında mısınız artık donanımsal olarak bizi büyüleyecek bileşenler çıkmıyor. Artık her cihaz üstün işlemcilerle dolu. Her cihazda müthiş sensörler ve GPS var. Yeni çıkan hiçbir cihaz, bende şu var kimsede yok diyemiyor. Hepsi tam dokunmatik ekrana, güzel kameraya, ıvır zıvıra sahip, vs.
Apple da bunu çözmüş olacak ki odağı geleneksel ilerleyen yazılım tarafına çevirdi. Ama Siri’yi sakın bir iPhone projesi olarak görmeyin. Siri, bundan sonraki tüm Apple ürünlerini saracak bir sihir. Apple’ın çıkaracağı LCD TV’den tutun, Mac bilgisayarlara… iPad’lere, iPod’lara… Siri sunucularına bağlanabilme yeteneği olan her cihazına bu uşağı entegre edecek Apple.
Apple, bu teknolojiyi geliştirdikçe, kapısında sıra bekleyen firmalar da olacak. BMW’nin arabalarıma koyayım demesi boşuna değil. Yapılabilecek çok şey var Siri ile. Mevzu daha yeni başlıyor.
Siri Ne Zaman Çay Söyleyecek?
Siri’nin yapabileceği görevler, belirli servisler şeklinde geliştirilmiş durumda. Tahmin edersiniz ki bu kısım kapalı bir sistem. Apple burada kendisi söz sahibi. Siri’ye hangi işlerin yaptırılabileceğini sadece kendi belirliyor ve geliştiriyor.
Bu işin böyle gitmeyeceği kesin.
Belirli bir olgunluk evresine geldikten sonra, Siri’nin arka taraf servis orkestrasyon kısmı da bir takım API’lerle üçüncü taraflara açılabilir. Böyle olunca meselâ, özel uygulamalar da kendi komutlarını tanımlarlar ve Siri’ye yeni işler yaptırabilirler. Örneğin çay söyleme servisi gerçeklenmiş ise, “iki çay söyle!” diye bir buyruk, size en yakınınızdaki çaycıdan iki çay sipariş edebilir. Ya da meselâ, pizzacınız, yazacağı servislerle, Siri üzerinden sipariş alabilir.
Şimdilik bunlar yok. Ama unutmayın, hayal değil. Olacağı günleri göreceksiniz. Çünkü bu servis API’leri dış dünyaya açılırsa, uşağınızın eline kimse su dökemez.
Siri İçin iPhone 4S Alınır mı?
Yok, alınmaz. iPad 2′niz var ise ve Siri gibi bir uşak için dövünüyorsanız, azıcık bekleyin. Elemanlar, iPad 2′ye de mutlaka bir yazılım güncellemesiyle ekleyecekler. Öncelikle iPhone 4S’in Siri etkisiyle peynir ekmek biçiminde satılmasını bekliyorlar. Az bekleyin.
iPhone 4S’i alacaksanız, müthiş kamerası ve performansı için alın.
iPhone 4 veya daha eski cihazlara da Siri’yi yükleyeceğim diye kasmayın kendinizi. Çünkü uşağın hızlı tepki verebilmesi için çift çekirdekli, video destekli güçlü işlemci lazım. Sizin daha eski, fukara donanımınızda çalışsa bile, lezzet vermeyecektir bu uşak.
Edi, Bu Kadar Şeyi Nasıl Bilebiliyorsun?
Apple’ın bir şey söylediği yok. Sağda solda duyduklarımız ve teknik değerlendirmeler. Belki avantajımız, teknik kısımdan anlamamız. Tüm verileri süzüp, okuyucumuzun anlayacağı kıvama getiriyoruz. Türkiye’de bizden daha ciddi yayınların olmasını da isteriz fakat genelde üç kağıt dolu, boş sitelere mahkum durumdasınız. Oysa yabancı kaynakları takip ettiğinizde, her birinin ne kadar sağlam olduğunu görüp ağlarsınız.
Sanırım Bir Şeyi Demeyi Unuttun?
Unuttum evet. Siri’nin işlemesi için mutlaka internet denen ortama bağlı olmanız lazım. 100 mb’lik internet paketleriyle yuvarlanıp gidiyorsanız, bu uşak sizi sevmeyebilir. Adam yağmasa da gürleyen bir internet bağlantısı istiyor.
iPhone 4S’e neden 3G’yi kapatmayı koymadıklarını anlıyor musunuz gençler şimdi?
Siri’nin Sihri
iPhone 4S‘in kamerasını, bütünleşik GSM/CDMA modemini ve grafik işlemcili A5′ini anlayabiliyoruz. Yorumlayabiliyoruz. Peki şu Siri’ye ne demeli?
Siri, ilginç ve fantastik bir yenilik. iPhone 4S‘e özel olarak sunulması da hem cihazı sattırıyor hem de kendini merak ettiriyor.
İyice bizi sahiplenen bu cihazın, bize bir de saçını süpürge edeceğinin ispatı Siri. Şu ikona bakınız:

Zarif ve sade. Sadece “de bakalım” diyor karşıdakine.
Siri, iOS içerisinde gelen diğer uygulamalardan farklı olarak sizi dinliyor ve anlıyor. Cümlelerinizdeki anlam bağlarını buluyor, ayrıştırıyor. Bir takım gerçekleri öğreniyor, saklıyor. Hem bir ses tanıma ve hem bir yapay zeka implementasyonu. Ucunu da iOS’un bütünleşik işlevlerine bağlamış Apple.
Siri ile yapılabileceklerin ucu yok. Şu an yapılan, randevu ayarlama, alarm kurma, mesaj yazdırma, hava durumu sorma gibi özelliklerin zamanla artacağından adımız gibi eminiz. Hadi bir de üçüncü partilere destek verdiler mi tadından yenmez olacak.
Ama durun bakalım, Siri sizce sadece iPhone 4S için mi doğdu? Yanılıyorsunuz böyle düşünüyorsanız. Apple, Siri’yi öncelikle tüm ürünlerine doğru yayacak. Meselâ 2012′nin Mac’lerinin alayı Siri’yle donanacak. Kezâ, iPad 3 de Siri’ci olacak.
Ya başka cihazlar? BMW Siri’yi arabasına koymak istediğini söylemiş bile.
…
Apple, kendine bol ekmek yedirecek sağlam bir yol bulmuş gözüküyor.
3′ten 4′e Adım Adım Doğu Bank Macerası (Güncellendi v3.1)
Bu yazımda size iPhone 4‘e geçiş aşamasındaki ticarî stresleri ve soru/sorunları ele alıp kendi deneyimlerim doğrultusunda bunlara rehberlik etmeye çalışacağım. Şimdiden keyifli okumalar…
Aynı gün yaptığım işlemi sıcağı sıcağına siz sevgili iPhonePerest okuyucuları ile paylaşmak için aradaki çay sıcağı zamanını soğutmak istemedim. Aklımda konu, zihnimde başlık, kalbimde heyecan vardı.
Mevcut olan iPhone 3G S telefonumu back-up’layıp rafa kaldırmamdan yaklaşık 1-2 hafta geçti. İlk fırsatta İstanbul, Sirkeci, Doğu Bank‘a uğrayıp telefonu satmayı, elime geçen para ile iPhone 5 çıktıktan sonra almayı planlamıştım.
Ancak merakım, iPhone eksikliğim ve teknoloji deliliğim beni beklemekten vazgeçirdi. Aslında makul bir nedenim de vardı. Dostoyevsky’nin kumarbazlığı gibi… Bunun ardından Dostoyevsky’nin Kumbarbaz adlı eserinde de bu görülür. Yani kumarbazlığı…

Zarlara Mahkûm Bitap Beden
Dostoyevsky’nin ifadesi ile kumbarda kazanıp kazanmaması önemli değil, önemli olan sadece kumar oynaması.
Aynı temayı Nikola Tesla‘nın biyografisinde de görürüz. Gelmiş ve geçmiş en büyük elektronik dahisi Tesla, gençliğinde kumar oynama sevdasına düşmüştür ve sürekli kaybetmektedir. Ancak oynamanın verdiği zevki hiçbir şeye değişemez. Nitekim sonraları annesi köyünden Tesla’nın bulunduğu büyük kıt’aya gelerek, “İşte, tüm paramız bu. Haydi durma, bunlarla da kumar oyna, taa ki tüm paramız bitene kadar. Ve biliyorum ki tüm paramızı bitirinceye kadar durmayacaksın.” Bu söz Tesla’yı derinden etkiler ve kumarı o an bıraktığını söyler.

Man Out of The Times
Bu şekilde, ben de telefonumu verip, üstüne biraz da para koyarak iPhone 4 alma heyecanını yaşadım. Önemli olan beklemek değil, sadece o anı yaşabilmek. Ve o anı hiçbir şeye değişemezsiniz. Önemli olan bir telefon değil, önemli olan o anda içindeki heyecanı karşılayabilmeniz… Bunun da karşılığı maddi olarak tahmin edilemez!
Doğu Bank gizemli bir dünya. Sirkeci’de konuşlanmış olan Doğu Bank’ın etrafında, içinde irili ufaklı sürüce tekno-market tadında semereler var.
Bu hedefe varmak için Eminönü meydanından, Yeni Camii‘yi geçip dümdüz yürüdüğünüzde (resimdeki camiinin sağından) 10 dakika sonra hedefinize varmış olacaksınız.

İşte O Cami
Tahtakale‘den ise, Mısır Çarşısı‘na kadar yürüyüp, çarşının içinden geçip Eminönü meydanından yine Yeni Camii‘yi geçip yürüyebilirisiniz.
Yani rotamız şöyle:
- Fatih > Beyazıt > Mercan > Tahtakale > Mısır Çarşısı > Eminönü > Sirkeci
- Mecidiyeköy > Eminönü > Sirkeci
- Taksim > Eminönü > Sirkeci
Merkez Mecidiyeköy‘den ise metrobüs durağından çıkıp TeknoSA‘yı karşınıza alıp otobüs duraklarının olduğu yerde beklerseniz muhakkak ki 5-10 dakikada bir üzerinde Eminönü yazan otobüslerin geçtiğini görebilirsiniz. Son durak Eminönü olduğu için sereserpe oturabilir, kulaklığınızı takıp müzikler dinleyebilirsiniz. Sıcak İstanbul yazında Eminönü otobüsleri Mecidiyeköy durağında neredeyse içi boş bir şekilde hazır bulunuyor. Güneşsiz bir yer seçmeye özen gösterin, çünkü yol boyunca trafik çok sıkışık olacak…
Varış rotanızı seçip, Doğu Bank’a doğru yürüdüğünüzde İş Bankası‘nın hemen karşısında eski nostaljik bir tabela ile sizi karşılayan Doğu Bank’ı göreceksiniz.

Doğu Bank'ın Meşhur Tabelası
İçeriye adım atıp “hayrını gör” tarzı, koyun, inek pazarlığı tadındaki maceranıza başlayabilirsiniz.

Esnafın Ekmek Tekneleri
Doğu Bank’ta katları çıkma sayınıza göre alacağınız cihazın fiyatı takriben 50-100 TL arası değişebilmekte. Bunun için önünüze gelen ilk dükkana dalmadan önce uygun bir fiyat buluna kadar katları çıkma zahmetine katlanabilirsiniz.
Alacağınız iPhone 4 cihazın
- SIM Free
- Kilitli
- Kilitsiz
- Pasaport kayıtlı
- Garantili
- Garantisiz
- Gevey’li
- Gevey’siz
- Sıfır (jelatinli)
- Fake (sonradan jelatinlenmiş)
- Beyaz / Siyah
- Sürüm (Version)
- 16, 32 GB
hafıza kapasitesi gibi kriterlere dikkat edin. Bunlar ihtiyaçlarınız doğrultusunda değişecek ve daha da netleşecektir…
Çarşıdaki deneyimlerimde (sorup soruşturmalarımda) bazı satıcıların toplama iPhone 4 cihazlarını kendi elleriyle jelatinleyip “sıfır” diye satmaya çalıştığı hakkında rivayetler anlatılmıştır. Bu yüzden iPhone almadan önce jelatinin üzerinde hava baloncuklarının olup olmadığına da iyice dikkat etmelisiniz.
Başka bir satıcının anlattığına göre pasaport kayıtlı bir iPhone’u bu çarşıdan almak pek mantıklı bir iş değilmiş. Çünkü 6-7 ay sonra kapanabiliyormuş… Bu iş için 130, 140, 150 TL talep eden satıcılarla karşılaşabilirsiniz. En makbulû telefonunuzu pasaport kayıtsız alıp bir tanıdığınız vasıtasıyla kaydettirmek. Zira çarşıdan pasaport kaydı yapılan iPhone’ler “sahinin rızası olmaksızın, hasır altı” bir şekilde yapıldığından dolayı, 6-7 ay sonra kapanan telefonları tekrar kayıt ettirmek baya sıkıntı verebilen bir durummuş.
Telefonu alacağınız yerden, satıcının mutlaka IMEI numarasını sistemden sorgulatmasını isteyiniz; ısrarla. Eğer gayr-ı meşrû bir pasaport ile kaydedilmemişse, sistemde IMEI numarasına ait bir kayıt bulunmayacaktır. Bu durumda telefonunuzun kaydını kendiniz yapabilirsiniz. Yani iyiye işaret.
Gelelim siyah ve beyaz denklemine… İki farklı renkte bulunan iPhone 4′lerde bana soracak olursanız beyaz (White) rengini tercih etmeniz. Çünkü iPhone 4 beyaz’ın siyahın bir üst revizyonu olduğu biliniyor… Bazı iyileştirmeler yapılmış.
Eğer satıcı iyi biriyse ve şanslıysanız SIM kartınızı ücretsiz telefon için uyumlu bir şekilde kestirebilir, yanında hediye bir kılıf da verebilir. Bana ekranın önüne ve kapağın arkasına koruma bandı yapıştırma teklifinde bulunan satıcının bu teklifi kibraca reddettim. Neticede kullanılmamış, sıfır bir cihazı dantelle, jelatinle kullanan bir milletin bireyleri olarak bu düşünce ezelden beri saçma gelmiştir. İronik olarak ürünü jelatinli, cicili bicili kılıflarla kullanır ve hevesinizi tam alamadan yine zamanı gelince o şekilde değiştirir ya da satarsınız. Ayrıca ekrana yapıştırılan koruyucu bantların koruma işlevini yerine getirdiği gibi telefonun dokunma hassasiyetini de önemli oranda düşürdüğü de bir gerçek. Tercihinizi yapmalısınız.
Diğer dikkatinizi celb edecek bir başka konuda iPhone 4′lerde arka kasada telefonun mevcut hafızasının yazmaması. Bu sizi, “acaba sahte bir telefon mu aldım?” muallağında bırakmamalıdır. Standart fabrika üretimi iPhone 4′ler bu şekildedir.
Benim gibi mevcut hafızayı sonuna kadar zorlayaman biri olarak diyeceğim, 32 GB‘a gözünüzü dikmemeniz. Zira 32 GB, dile kolay. Tamamını kullanmak için çok büyük bir efor sarf etmeniz gerekiyor. Bu da fiyatla doğru endeksli. Hafıza miktarı ne kadar artarsa ödeyeceğiniz ücrette o oranda değişebiliyor. Ancak bilinen başka bir şey var ki yüksek hafızanın yüksek bellek (RAM) olduğu anlamına geldiği… Bu da başka bir boyut meselesi.
Son şey ise, borsa ve kapital endeksli bir dünyada hızlı hareket etmeniz. iPhone 5 çıkar ve döviz (USD) endeksli kurlar değişirse elinizdeki 3G ya da 3G S cihazınızı çok düşük bir fiyata satmak zorunda kalabilirsiniz. Bunun için telefonunuzu nakit bazında değerlendirmek istiyorsanız elinizi çabuk tutmanızda fayda var gibi görünüyor. Zira yeni teknolojiye yatırıp yapmak her zaman akilane bir davranıştır.
Merak edenler için:
- iPhone 3G S White
- Kutulu
- Pasaport kayıtlı
- SIM Free
- 32 GB
olan cihazımı (ki arka kapağında hafif kılcal çatlamalar ve birkaç önemsiz kusuru daha vardı) 630 TL‘ye vererek,
- iPhone 4 White
- Sıfır (kutulu)
- Pasaport kayıtsız
- SIM Free
- 16 GB
hafıza kapasiteli cihazı, üstüne 750 TL fark vererek satın aldım. Mutlu muyum? Evet. İyi bir pazarlık mı? Bence evet.
Dipnotlar:
- Daha teknik ve detaylı bilgiyi edi‘nin Yurt Dışından iPhone 4 Almak adlı makalesinden edilebilirsiniz.
- iPhone cihazının SIM Free olup olmadığı nasıl anlaşılır? Gevey aparatı kullanılmadan açılan ve iTunes üzerinden aktivasyonu yapılan tüm cihazlar SIM Free’dir.
- SIM Free nedir? SIM Free Türkçe çeviri ile SIM karttan bağımsız anlamını taşımaktadır. Yani, hiçbir ülkenin tekelinde olmayan ve dünya üzerindeki tüm SIM kartlar ile çalışan, aktivasyon ve kilit kaldırma işlemine muhtaç olmayan iPhone telefon sistemdir. Bu iTunes üzerinden yapılan aktivasyon ile karıştırılmamalıdır. Zira SIM Free olmayan bir iPhone üretildiği ülkenin metası olduğundan bir başka bir ülkenin GSM operatörlerinin sağladığı SIM kart ile uyumlu bir şekilde çalışmayacağı gibi telefona takılan SIM kartın da sinyal alması/vermesi mümkün olmaz. Yani aktivasyona muhtaç kalır (bkz: cüzî bir miktar ödeyerek SIM kilitli telefonları SIM Free olarak kullanmak, örneğin İngiltere)
- iPhone 4′ler ile beraber dağıtılan kılıf neden artık dağıtılmıyor? Yeni üretimlerde anten sorunu giderildiği için buna gerek kalmamış. Yani kutunun içinde böyle birşey görmezseniz şaşırmayın.
- Telefonu neden internet’ten satıp internet’ten almayayım? IMEI kopyalama riski, kargo süreleri, gerçek bir şekilde alacağınız ürünü inceleyemeniz gibi durumlardan dolayı telefonunuzu kanlı, canlı bir tacir ile pazarlık yaparak ve alacağınız ürünün orijinal olup olmadığını bilmüdahâle teşhis ederek almanız her zaman en doğru alışveriş stratejisidir.
- Windows 8‘li bir telefon gelecekken neden iPhone 5? Yorumlar için henüz erken. Bekleyip göreceğiz. Ancak mevcut iPhone 4′ün şu an piyasada en çok tercih edilen telefon modeli olduğunu söyleyebiliriz.
- Cydia nasıl okunur? “Sidia” diye okunur (teşekkürler Özgür).
- Sürüm notları? Aksi belirtilmedikçe ve istisnalar işin içine girmedikçe iPhone 4′ler muhtemelen v4.3.5 ile piyasaya sürülürler. Eğer ki 4.3.3 ve 4.3.3′ten aşağı sürüme sahip bir iPhone 4′e rastlarsanız muhtemelen fake firmware ya da modem firmware dosyaları üzerinde oynama yapılmış ve muhtemelen satıldığı ülkeye tekel olan bir dağıtımdır. Yani bunun başka bir ifadesi, telefonu firmware update ile güncellediğinizde telefonunuz tekrar kilit konumuna düşebilir.
Başka bir yazıda görüşmek üzere. Yazıda güncellemeler olabilir. Takip etmeyi bırakmayın.
Apple ile Patent Savaşları
Ağustos 24, 2011 by fatihbjk90 · Yorum bırakın
Konu mobil dünya olunca, rakiplerde bu denli büyük olunca savaş kaçınılmaz oluyor. Bu dünyanın savaş yöntemi biraz farklı. Ne kağıt ne kalem, ne de kılıç. Bu savaş patent savaşları.
Patent üreticilerin en büyük kozu. Bu yazıda nedenlerini bir bir açıklacağız.
Öncelikle bir patente sahip olmak demek o patente ait teknolojiyi kullanan her firmadan hesap sorabilmek demek. İzinsiz kullanımda açılan davalar ile ürünlerin toplatılması, satışının yasaklanması kaçınılmaz bir durum. Bu yüzden her üretici kullanacağı teknolojiye giden köprüden geçerken patent sahibine her satılan her ürün için geçiş ücretini ödemek zorunda kalıyor.
Elbette Apple da bu durumun farkında; tüm rakiplerine dava açmada, her yeni teknolojisinin patentini kapmada Apple ‘ın üzerine yok. Her patent geleceği gösteren bir kapı konumunda şu an. Apple’ın son dönemde aldığı patentleri sıralarsak:
Kapasitif Çoklu Dokunmatik Ekran: Rakiplerin de kullandığı akıllı telefonların,tabletlerin vazgeçilmez teknolojisi dokunmatik ekranlar. Apple bu patent için aylarca savaştı. Günümüzdeki patent davalarının da kaynaklarından birini oluşturuyor.

Pico Projektor: Hepimizin bildiği üzere Apple kullanıcısına sürekli yeni bir teknoloji sunma konusunda rakipsiz. Ayrıca ürünlerini teknolojik bir İsviçre çakısına dönüştürmekte de kararlı.
Apple’ın Pico projektör projesi cihazlarına projektör eklemekten ibaret değil.
Patentteki detaylara bakılırsa pico projektörler belirli komutlarla gölge ve silüet parmak hareketlerini algılayabiliyor. Ayrıca standart bir ekran modunda farklı cihazlardan aktarılan görüntüleri birleştirerek daha büyük bir görüntü ortaya çıkartabiliyor; resimler parmak hareketleriyle ekranlar arasında aktarılabiliyor.

“Home” tuşsuz iPhone: Birçoğumuz 4 nesildir süregelen fiziksel home butonuna âşina. Fakat Apple bu butonu çıkartarak daha büyük ekran veya daha küçük bir iPhone modeli çıkartabilir. Bunu düşünmemizin sebebi de yakın zamanda alınan “home” tuşu bulunmayan prototip.
Apple bir değişikliği yapmadan önce en kullanışlı ve stabil şeklini sunmayı hedefler. Fiziksel butonu olmayan bir iPhone için bazı kullanım alışkanlıklarının değiştirilmesi gerekiyor. Kısacası bu değişiklik bizleri biraz bekletebilir. Yada kim bilir belki iPhone 5 bizlere home buton olmadan sunulur.

Gözlüksüz 3d ekran: Rakipleri birer birer 3d telefonlarını çıkarınca Apple da boş durmadı tabi. Geçtiğimiz sene her açıdan gözlüksüz görülebilecek bir 3d teknolojisinin patentini aldı. Ne zaman bu teknoloji kullanılır bilemiyoruz fakat ileride Apple’ın bu konuda boş durmayacağı kesin. Zira Htc Evo piyasaya 1.900 fiyat etiketiyle sunuldu bile.

Elinizi Tanıyan Bir Cihaz: Apple’ın sektörü geliştirecek bir başka projesi de elinizi tanıyan bir cihaz.
Kısaca özetlemek gerekirse bu cihaz sizin elinizi algılıyor ve cihazın ayarlarını sizin için optimum seviyeye getiriyor. Tuttuğunuz elinize göre ayarlarını değiştiriyor. Kullanışlılığı artıracak bir buluş olduğu kesin. Umarız bu da yakın zamanda kullanılır.

Patent davaları önümüzdeki günlerde de bolca konuşulacak gibi görünüyor. Kimileri Apple ‘ın büyük firmalara açtığı davaların sadece rakiplerine çelme takmak amaçlı olduğunu ve bu tarz davaların teknolojinin gelişimini sekteye uğratacağını düşünse de, Apple kendi teknolojilerini kimseye kullandırmamakta kararlı ve eğer tüm kozlarını kullanmaya devam ederse Samsung, Htc ve diğer büyük firmaların ürettiği her telefondan pay alacak veya her üretici kendi teknolojisini üretmek zorunda kalacak.
Bu durum son kullanıcının işine gelir mi yoksa zararlı mı çıkar , bekleyip göreceğiz.
Fotoğraf mı Dediniz?
Ağustos 17, 2011 by Janset Burak Doğan · 3 yorum
Şu zamana kadar Apple dünyasından gelecek olan birçok yenilik hakkında size bilgi verdik. Ben bu alanı biraz özelleştirmeyi düşünüyorum, bu yazımda fotoğraf üzerine yapılacak olan özellikleri anlatatacağım.
Sonbaharda gelecek olan iOS 5 ile Apple firması iPhone, iPod touch ve iPad’e fotoğraf alanında ve kamera özellikleri açısından yenilikler getirecek. Bu yenilikleri bence ilk bakışta cezbedici kılan ise kameraya, ana ekran kilidinden ulaşabilecek olmamız.
Bu özellik Apple kullanıcılarını mutlu edecek, anlık olayları zaman kaybetmeden ölümsüzleştirebilecekler. Kameraya geçiş oldukça basit. “Home” tuşuna iki kere basınca, ana kilit ekranı karşınıza çıkacak, “Unlock” bölümünün yanında kamera simgesi belirecek. Ona dokunduğunuz anda kamera moduna geçmiş olacaksınız. Kilit aç, hatta parola koyduysanız da parola gir, kameraya dokun derdi yok. İki hamlede kamera modundasınız.
Belirtmem gerekir ki bu özellik kendi içerisinde biraz sınırlı. Örnek vererek anlatıyım : Bir arkadaşınıza cihazınızı verdiniz ve sizin fotoğraflarınızı çekti. Cihaz kilitli durumdayken çekilen bu fotoğrafları ve videoları görebilirsiniz ya da silebilirsiniz, bazı fotoğraf düzenlemeleri yapabilirsiniz, fakat cihazınızın kilidini açmadan sosyal ağda paylaşamazsınız. Ayrıca önceden cihazınızda bulunan fotoğraflara da buradan ulaşmanız mümkün değil. Kısacası bu özellik sadece o an için geçerli. Kilit açılmadığı takdirde gizliliğinizi hala koruyorsunuz. Önemli olan da bu değil mi?

Yukarıda örnek olarak verdiğim arkadaşın fotoğraf çekmesinin ötesinde bir de fotoğrafı çekememe sorunu var ki o da iOS 5 ile sona erecek diye düşünüyorum. Yaşadığımız en büyük sorun fotoğraf çekme ekranında birçok kişinin “Home” tuşuna basması( iPhone kullanmayanlar için oldukça doğal tabi) Artık ses açma tuşuyla da fotoğraf çekilebilecek. Gerçi bu şekilde de dikkatli olunması gerekiyor. Çünkü kamerayı tutma açınızı düşünürseniz fotoğrafa parmaklarınızı da dahil edebilirsiniz. Yine de alışılagelmiş olarak dokunmaktan ziyade tuşa basmamız daha doğal bir his sağlayacaktır.
Fotoğraf çekme faslını atlattık, şimdi de fotoğraflarımıza biraz düzenleme yapalım. Öncelikle bu düzenleme özelliğine kamera modundan ulaşamıyorsunuz, sadece “Photos“ bölümünde kullanabiliyorsunuz.
Birçok fotoğraf düzenleme uygulaması App Store‘da mevcut. Gelecek olan özellikle, artık bunların çoğu tek bir noktada – “Photos” bölümünde bulunacak. Yine de profesyonel fotoğrafçılar Photogene gibi uygulamaları kullanmayı bırakmayacaktır. Aslına bakılacak olursa bu yeni fotoğraf düzenlemeleri olmadan da iPhone oldukça popülerdi. iPhone ile çekilmiş fazlaca fotoğrafı sosyal paylaşım sitelerinde görebiliyorduk. Bunu fotoğraf düzenleme uygulamalarına da bağlayabiliriz. Örneğin en ünlü uygulamalardan olan Instagram üzerinden bir yıldan az bir sürede 150 milyon fotoğraf yayınlandı. Oldukça yüksek bir rakam.
İçerik olarak kontrast ve keskinlik ayarları dışında kırmızı göz engelleme, fotoğrafı kırpma, çevirme imkanı sağlanacak. Fotoğrafı kırparken isterseniz manuel, isterseniz de 9 çeşit boyuttan birini seçebileceksiniz. Düzenlenen fotoğrafları da direkt olarak cihazınızdan yeni bir albüme atabileceksiniz.
Son olarak şunu söylemek istiyorum : Gelecek olan bu yenilikler ile App Store‘daki uygulamalarda da değişiklikler olacaktır. Profesyonel kullanıcılar dışında insanlar artık uygulama almayı bırakacak, uygulamalar arasında sürekli olarak geçiş yapmak zorunda kalmayacak. Böylece uygulama üreticileri de düzenleme işlemlerini Facebook, Flickr, Foursquare gibi sosyal paylaşım sitelerine entegre edecektir, tıpkı MyPad uygulamasında olduğu gibi.
iCloud Geliyor; Peki Şimdi Ne Olacak?
iOS 5 beta’ları salındıkça iCloud bahisleri daha da çok yapılır oldu. Hepimiz bir tarafından tutup çekiştirmeye başladık bu sihirli kelimeyi. Sonuçta, iCloud, daha çıkmadan tuttu. Peki nedir bu kelimenin içini dolduran şeyler? Yoksa bildiğimiz şeyler de sadece adı mı değişti? Gelin takkesi iyice düşen iCloud’un içine bakalım, biraz aydınlanalım.

Tekerleğin İcadı ve Disk
Bilgisayarın en önemli parçası olan şüphesiz verileri saklayan “disk”. Ama bu cihazlar, her yerde taşıyamayacağınız kadar kaba ve enerji gerektiren şeyler. Neyse, veriyi yanınızda taşıyamıyorsanız, havada taşırsınız değil mi? iCloud‘un öğrenmeniz gereken ilk prensibi budur işte: hava. iCloud felsefesi, havada, uzaklarda bir yerde, sizin adınıza açılmış bir disk alanı ile başlıyor.
Ancak, bu hiç de yeni bir şey değil. Bugüne kadar sair şekillerde, internette adımıza disk alanları açtırdık. Son olarak çılgın servislerden Dropbox bu işi hakkıyla yapıyor. Keza, Amazon S3 de bu tür çoğu servise alt yapı teşkil eden bir dev.

Steve Jobs, Apple'ın yeni veri merkezinden bir fotoğrafın önünde
iCloud, bu anlamda var olan bir tüketim modelinin üzerine kuruluyor. Devam ediyoruz.
MobileMe’den Miras Kalanlar
Apple, daha önce kullanıcılarına me.com alan adı altında e-mail, takvim, haritada bulma, isim defteri gibi özellikler sağlıyordu. Ne güzel. Ama güzel olmayan tarafı, bu hizmetin bedava olmamasıydı. Tamamen “premium” bir hizmet gibi sunuluyordu. Halbuki hiç de öyle değildi. Bulut çağına hiç yakışmıyordu bu durum.

MobileMe, kendi çapında online servisler sunuyor ama bunlar için ücret istiyordu
iCloud‘un ikinci ayağı da MobileMe’nin daha önce paralı olarak sunduğu bu servisler. Artık her iPhone (iOS) kullanıcısı, bu bedava servislerden yararlanabilme hürriyetine kavuşacak. Özellikle kişisel rehberini bilgisayardaki Outlook veya benzeri programlara yedeklemek zorunda kalmayacak, doğrudan iCloud’a atacak.
Web üzerinden ulaşılabilen bu bedava servislerin geliştiriciler için ön izleme sürümleri açıldı bile. Açıkçası eski MobileMe’den çok da farkı yok. Ek servisler var tabi ki. Bahsedeceğiz.
iTunes’ten Aldıklarınız İtina ile Saklanır, Dağıtılır
Malum Apple‘ın tezgahı: iTunes. Apple, elma, armut, ne bulursa burası aracılığıyla satıyor. Şarkılar, uygulamalar, filmler, kiralamalar, kitaplar, vs. Bugüne kadar buradan indirdiğiniz DRM’li dosyaları, diskinize kaydederek kullanabiliyordunuz. Bir ürünü tekrar indirmeniz gerekse, para vermeniz gerekmiyordu fakat belki de tedavülden kalktığı için indiremiyor duruma düşüyordunuz.

iTunes tezgahında aldığınız her şey, iCloud'a bağlı her cihaza otomatik yayılıyor
iCloud tecrübesi buraya şöyle yansıyor: satın aldığınız ne varsa, iCloud hesabınızda arşivleniyor. Örneğin A uygulamasını indirdiniz. O uygulama dosyası, sizin hesabınıza kopyalanıyor. (Aslında teknik olarak kopyalanmıyor, işareti kopyalanıyor. Neyse, teknik bir konu.) Yarın A uygulaması, tedavülden kalksa bile, iCloud’daki arşivden indirip kurabiliyorsunuz. Ya da satıştan kaldırılan bir albümü, iCloud‘dan tekrar indirip dinleyebiliyorsunuz.
Apple, iCloud’da tutulacak olan iTunes içeriği için ilave para istemiyor. Burada tutulan ürünler, sizin kotanızdan yemiyor. Buna şaşırmamak gerek. Çünkü bu ürünler, temelinde bir veri alanı tüketmiyor. Apple, zaten her ürünün her versiyonunu kendi sunucularında tuttuğu için, size özel bir kopya üretmiyor.
Saklamaya ek olarak, satın alınan her ürünün, iCloud’a bağlı cihazlara dağıtımı (propagation) da servisin güzelliklerinden. iTunes’ten şarkı alan bir Amerikalı için düşünürsek… iPhone’da şarkısını aldı ve eve geldi… bilgisayarında aynı şarkı hazır ve nazır onu bekliyor.
Fotoğraf Havuzu
iCloud‘un en faydalı ayaklarından biri de bu olmalı. iCloud hesabınıza bağlı herhangi bir iOS cihazı üzerinden çektiğiniz fotoğraflar (dikkat, sadece fotoğraflar) otomatik olarak Apple sunucularındaki size özel havuza yükleniyor. Bu havuzda dediklerine göre en son bin fotoğrafı saklıyorlar.
Havuza yüklenen fotoğraflar, yine iCloud‘a bağlı cihazlar ve PC’lere de otomatik olarak dağıtılmış oluyor.

Fotoğraflar, cihazdan cihaza şahin gibi uçuyor
Pratik bir sonuç şu: iPhone ile fotoğraf çekiyorsunuz, sonra oturup iPad‘den ve PC‘den (ve hatta Apple TV‘den) hiçbir şey yapmaya gerek kalmadan bakıyorsunuz. Aradaki eş güdümü iCloud servisleri sağlıyor.
Ben şahsen bu servisi, sürekli fotoğraf aktarmaya üşendiğim için sabırsızlıkla bekliyorum.
Olmazsa Olmaz Veri Yedekleme
Apple’ın iOS 5 için duyurduğu “PC Free” modelin yani bilgisayarsız çalışabilirliğin en önemli destekçilerinden birisi de iCloud olacak. Çünkü cihazınızda “veri” olarak tuttuğunuz her şeyi iCloud’daki ayrılmış alanınıza yükleme imkanınız olacak. Cihazınızdaki ayarlara kadar birçok yedekleme kalemi size sunuluyor.
iOS 5 öncesi yedekleri bilgisayara almak zorunda kalıyorsunuz. Bu yaklaşım ile arada bilgisayar olmadan cihaz yedeğini alacak, yeniden firmware – restore çekseniz bile iCloud’dan veri kurtarma yapabileceksiniz.
Jailbreak’çiler buna benzer bir “buluta yedekleme” aksiyonuna nicedir aşina. Bulut tabanlı servislerin önde gideni Dropbox API’si ile çalışan DataDeposit adlı uygulama, çok benzer bir iş yapıyor. Cihazdaki yüklü tüm uygulamaların veri dosyalarını Dropbox’a yüklüyor ve istediğinizde geri alabiliyor.
Veri yedekleme, video’larınızı bile yedekliyor. Yalnız dikkat edin, hepsi kotanızdan tüketiyor. Video gibi dosyalarla 5 gb’lik bedava alanı çabucak tüketmeniz işten bile değil.
Uygulamalarda Veri Senkronizasyonu
Birden fazla iOS cihazına ve de PC’ye sahip olduğunuzda, iCloud’un faydasını göreceğiniz en güzel yerlerden birisi. iCloud, iOS uygulama geliştiricilerine, izole edilmiş veri alanına erişim için kullanabilecekleri bir API (programlama ara yüzü) sağlıyor.
Apple’ın iWorks adlı ofis seti bu API’yi şimdiden uygulamış ve beta olarak da geliştiricilerin önüne sunulmuş durumda. Örneğin iPhone’daki “Pages” ile yazdığınız dokümana, iPad’de devam edebilirsiniz. Olmadı Mac’te biraz daha detaylı devam edersiniz. Dokümanın üç cihaz arasında sürekli senkronize edildiğini söylememe gerek yok herhalde. Verinin durduğu nokta: iCloud. Bu duyduklarınız size Google Docs’u hatırlatıyor olabilir ama bu sadece bir sonuç. iCloud API’leri daha başka, Google Docs ile benzeştiremeyeceğiniz yerlerde de işe yarayacak.
Örneğin, oyunlar. Oyunlardaki seviyeniz, puanlarınız, cihazlar arasında senkronize duracak. Ya da izlediğiniz dizi veya filmler. Birinde başlayıp, durdurup, diğerinde kaldığınız yerden devam edebileceksiniz.
Yine söylemek istiyorum. Bu dediklerimiz, bugüne kadar yapılamaz şeyler değildi. Dropbox API’si, bu saydıklarımızın hepsini sağlayabilirdi. App Store’daki birçok uygulama da Dropbox API’si ile entegre olup benzer özellikleri sağlamaya başlamıştı. (Örnek: PlainText). Ancak iCloud API’si, doğrudan iOS’a gömülü geliyor, Apple tarafından sunuluyor ve muhtemelen daha geniş bir uygulama desteği olacak. Ve tabi ki bedava verdiği alan da Dropbox’a göre fazla. Sonuçta, bu iş Dropbox’ın ekmeğini biraz etkileyecek. Öte yandan iOS kullanıcılarını da hızla bulutların üstüne çıkaracak.
Bunların Hepsi: iCloud
Yukarıdakileri alt alta topladığınızda, ortaya bir servisler bütünü çıkıyor. Adı iCloud. Tüm iOS cihazlarına entegre. Mac ve PC’ler de özel yazılımlarla destekleniyor. Hepsi ahenk içinde.
Apple, geç kaldığı bu bulut trendinde, bütünlüğü yakalayan ve yine bireysel kullanıcı merkezli bir çözüm sunmuş gözüküyor. Ben iCloud’un durduğu yeri beğeniyorum. Ve inanıyorum ki iOS cihazları kullanmayı oldukça konforlu hâle getirecek. Rakibi olan servisleri ham yapacak, ayrı. iPhone’daki bellek yükseltme ihtiyacını azaltacak o daha da ayrı.
iCloud‘un pazarlama stratejisinin bir parçası olarak, birden fazla türdeki servis ve yönteme ad olarak verilmesi, birçok okuyucunun kafasını bugüne kadar karıştırmış olabilir. Türkçe kaynaklardaki dağınık yazılar da bu karışıklığı artırıyor. Umarız, bu yazımız, iCloud’un bütününü görebilmenizi ve alt parçaları açısından da aydınlanmanızı sağlamıştır.
iCloud’un kimi servisleri şimdiden herkes için başladı, kimisi sadece geliştiriciye sunuldu. PC ve Mac yazılımları da çalışıyor. Özetle sona çok yakınız: Eylül’de halka açılıyor.
iOS 5 – Bildirim Merkezi (Notification Center)
Sizlere iOS 5‘in ana yeniliklerini ayrı yazılarla anlatmaya çalışacağız. Bu ilk yazımız. Konu, yenilenen bildirim sistemi.
iOS’un bugüne kadarki bildirim mekanizması, herkesin kabul ettiği üzre, rezalet idi. Örneğin size bir SMS‘in gelmesi, cevapsız çağrının görünmesi veya uygulamaların açık değilken gönderdiği haberler, mesajlar, vs. Tüm bildirim mesajlarının ortak özelliği, programcı dilinde “modal” denilen, kullanıcı etkileşimini kesen bir tarzda açılmalarıydı.
Bir video izlerken ya da oyun oynarken, gelen bir SMS, pat diye her şeyin ortasına çıkıp, tüm keyfinizi kaçırabiliyordu.
Yıllardır, bu aleladelikle ilgili şikayetler dillendirildi. Herkes, hayalinde bir bildirim sistemi kurdu durdu. Son olarak, size önceden adını verdiğimiz Peter Hajas adlı bir delikanlı, herkesin hayal ettiğine yakın bir bildirim mekanizması kurdu ve jailbreak dünyasına ikram etti. Bu genç de yazıda belirttiğimiz gibi şu an Apple işçisi.
Apple, kendisi de mesajı aldı, işini böldü…
iOS 4‘ün vurucu özelliği çok görevlilik (multitasking) olmuştu. iOS 5 de sahneye “bildirim merkezi” diyerek çıktı.
Apple, bildirimleri bir kere görünen ve uçan, en önemli işin ortasında asap bozan balonlar olarak değil, aynen Peter‘in yaptığı gibi kümülatif şekilde bir yerde toplanan, kolayca ulaşılabilen, kilit ekranında da gözüken, akıllı uslu bir hâle getirdi. Kısaca yenilik bu.

Böylelikle iOS 5, olması gereken noktaya doğru bir adım atmış oldu. Kullanıcılar için epey faydalı bir yenilik bu. (Teşekkürler.)
Apple’ın kendi sayfasındaki demo’larda da gösterdiği gibi “bildirim merkezi“, tüm bildirimlerin biriktiği bir perde. Saatin oradan aşağı doğru çekince hoppadanak geliyor ve geri ittirince hızlıca gözden kayboluyor. Apple, animasyon işlerinde iyi olduğu için gelip gidişini epey eğlenceli bulabilirsiniz.
Herhangi bir anda, bir bildirim gelirse, bildirimin türüne göre yukarıdan açılan bir “levha” (banner) şeklinde de gözükebiliyor. (Peter da buna benzer bir şey yapmıştı MobileNotifier’de.)
İşin bir detayı daha var. Bildirim merkezi, “widget” denen moleküller de içeriyor. Apple, kendi başına, buraya iki adet molekül koymuş. Birisi hava durumu, diğeri borsa. Gerisini jailbreak dünyasına bırakmış. SBSettings, muhtemelen kendini bir widget olarak ekleyecek bu saatten sonra. Cydia’da bin türlü widget türeyecek buraya konuşlanan. Güzel bir platform ve bâkir…
Kilit ekranındaki birikim de epey kullanışlı. Çünkü biriken her mesajın üzerinden özel bir aksiyon çıkabiliyor. Örneğin adama sesli mesaj gelmiş. Bir kaydırma hareketiyle telefonu açmadan, mesajı dinleyebiliyor:

Yeni bir özelliği anlatırken buluşuruz. İyi haftalar.
iPhone ve iOS Perspektifinden Nokia’nın WP7 Kararı
Epeydir rivayet olarak dolaşan bilgi, 11 Şubat 2011′de resmî açıklamalar ve görüntüler ile kamu oyuna sunulmuş oldu: Nokia, Microsoft ile anlaştı ve Windows Phone 7 adlı mobil yazılım platformunu, yeni nesil cihazlarında kullanacağını söyledi. İşbirliği bu kadar basit cümlelerle ifade edilmiyor tabi ki. Yine de ana fikir değişmeyecek: Nokia, kendi gözbebeği Symbian‘ı ve diğer fındık fıstık yatırımları bir kenara atacak ve yazılım devi Microsoft’un ürününe angaje olacak.
Bu haber, mobil dünyada trende (ve trene) yetişemeyen iki yaşlı oyuncunun, kan tazelemesi ve atı alıp üsküdarı geçen rakiplere karşı “yıkılmadık, ayaktayız” diye haykırması manasına geliyor.

Bunlar basit oyuncular olsa göz ardı edebilirdik fakat ikisi de kendi alanında dev isimler ve bu güç birliği iOS dünyasını ve dahi Android dünyasını bir şekilde etkiliyor.
Aslında tam olarak şimdi, özlediğimiz o “yarış” başlıyor. Ve yeni Nokia CEO’sunun dediği gibi artık bu “üç atlı bir yarış“. Dikkat edilmesi gereken nokta, bu atların sürücülerinin donanımdan çok yazılım ekosistemi olması.
Atlara bir bakalım:
- Apple iOS – Apple iPhone / iPad
- Android – HTC, Samsung, Motorola
- Windows Phone 7 – Nokia, vs.
Arkadan gelen minik iki at da şunlar:
- RIM OS – Blackberry
- HP WebOS – HP
Şu an Windows Phone 7, palazlanma aşamasında fakat Nokia desteğiyle pazarın üçüncü oyuncusu olması çok uzak değil. Peki Blackberry neden minik bir at oldu? Şu an minik bir at olmayabilir ama geleceğe baktığımızda HP ile geriden gelen atlar olmaktan başka şansı yok.
Microsoft, Windows Phone 7′de birebir Apple’ın süreçlerini kopyaladı. Bunda şaşıracak bir durum yok. Apple iOS platformunu deyim yerindeyse “mükemmel” işletiyor ve kaldırdığı para, oluşturduğu ekosistem Microsoft gibi masa üstü programlamada söz sahibi bir devi rahatsız ediyor. Mükemmel örneği, aynen uyguladılar ve bizce, Microsoft da bu sahada başarılı olacak.
Her mobil dünya takipçisinin farkedeceği gibi asıl savaş donanımda yaşanmıyor. Çünkü Apple’ın donanımı ile diğerlerinin donanımı arasında artık büyük farklar yok. Endüstriyel tasarım boyutunu geçersek, kullanılan ekipmanlar ve kaliteleri artık çok ayırt edilemiyor.
Asıl savaş, yazılım ekosisteminde yaşanıyor. Güçlü bir ekosistemi de ancak iOS, Android ve WP7 temsil edebilir.
İşte WP7′nin platform olma yolunda tek eksiği olan özelleşmiş donanımı ancak ve ancak, Nokia gibi bir profesyonel karşılayabilirdi. Android’le epey gönül bağı oluşmuş olan Samsung ve HTC’nin WP7′nin istediği “adanmışlığı” veremeyeceği kesindi.
iPhonePerest olarak, kendi tarafımızdan bakalım. iPhone tarafında bir adanmışlık problemi yok. Apple, yazılım ve donanımı kendi tasarladığı için iOS, Android ve WP7′den “harmoni” konusunda hep bir gömlek üstün olacak. Platform, cihazlarla daha iyi uyum sağlayacak ve cihaz çeşitliliği az olduğu için platform daha verimli çalışacak.
Bu demek olmuyor ki diğer platformlar, koşuda çok geri kalacaklar. Hayır. Onlar da gerilla taktiği izleyerek, iOS’un muhafazakar davrandığı noktalara saldıracaklar. iOS’un zayıf devam eden yönlerini bağıra bağıra platforma ekleyecekler. Şunu tahmin etmek çok kolay. Android ve WP7, iOS’a göre hep dinamik ve çevik hareket edecek. Ayrıca geliştirme platformu olarak da yazılımcılara daha çok olanak sunacaklar. Özellikle WP7, geliştiricileri Microsoft’un diğer alanlardaki tecrübesinden dolayı ihyâ edecek. Tek iş, dünyadaki nazlı geliştiricileri ikna etmek.
iOS’un ve elle tutulur arkadaşı iPhone’un bulunduğu müstesna yeri sabit tutması bu sene biraz daha zorlaşacak. 2007′de çıkan ilk iPhone konseptinin saltanatı hâlâ devam ediyor. Lâkin, saltanatın da sonu var. iOS’un en önde yaşaması için radikal ve yenilikçi adımlara yönelmesi şart.
Bu rekabet, iOS tüketicisine yani bizlere fayda olarak geri dönecektir. Küçük bir örnek: iOS 4.3′teki kablosuz hotspot özelliği, adeta Android’in baskısıyla, cebren eklenmiştir.
Sonuç şu: WP 7, Nokia ile başarılı olacak. Her durumda WP 7, bu üç atlıdan birisi olabilecek. Çünkü geliştirme platformu çok güçlü ve eksiği olan donanım profesyonelliğini de Nokia ile tamamlayacak. Android çılgın bir delikanlı. Gerilla… amansızca saldırıyor. iOS ise vakur bir abi. Prensipleri var, idealleri var. 200 bin uygulamasıyla Timur’un ordularını andırıyor. Olan bitenin ve tehditlerin farkında ve muhtemelen çok güzel şeyler planlıyor.
iPhonePerest, savaş meydanından bildirdi.
iOS 4.3′ün Gizemli Dünyası
Apple artık adet olduğu üzere beta sürümlerle firmware dağıtıyor ve gelecek sürümdeki yenilikleri bizim (ya da uzmanların) keşfetmesini bekliyor. Majör bir sürüm olmadıkça hiçbir yerde, hiçbir dokümanında özellikle yeniliklere vurgu yapmıyor.
Şimdilerde uzmanlar, çıkan iOS 4.3‘ün neler içerdiğini çözmekle meşgul. Bunu anlamak için firmware SDK‘sını arayıp tarıyorlar, .plist dosyalarını okuyorlar ve yetmiyor, kimi zamanda “tersine mühendislik” yaparak bir şeyler keşfetmeye çalışıyorlar. Sanırım Apple ve onun uzman takipçileri bu gizemden hoşlanıyorlar.
Wi-Fi Tethering Artık Şirketten
iOS 4.3‘ün âlenen gösterdiği yeni özellik “Personal Hotspot“. Adına kişisel denmesi, belli sayıda Wi-Fi adaptörü olan cihazı (şu an sınır 5) iPhone’un GPRS / EDGE veya 3G bağlantısı üzerinden internete çıkarmasından kaynaklı. Android dünyasında ve halk arasında “Wi-Fi Tethering” olarak anılan güzel bir imkan.
Faydası ne olacak? Hattınızda eğer büyük kapasiteli bir internet paketi var ise bu paket üzerinden hem kişisel bilgisayarınız ve hem de sadece Wi-Fi destekli iPad’iniz üzerinden internet kullanabileceksiniz. Yani iPhone‘daki internet bağlantınız, tüm cihazlarınıza yetecek. Ayrıca 3G destekli bir bilgisayara ya da iPad’e ihtiyaç duymayacaksınız. 3G’nin hem veri kullanımı ve hem de sesli görüşmeyi aynı anda sağlayabilmesi sayesinde de görüşmeleriniz bundan etkilenmeyecek. Tek dert edeceğiniz şey, iPhone’un pil kullanımı. Onu da çözüverin bir zahmet.

Bu özellik, 5 cihaza kadar bağlantı imkanı tanımasına rağmen, jailbreak dünyasındaki olası “tweak“ler (numaralar) ile sınırsız cihazı destekleyebilecektir. Yani bu 5, yazılımsal (soft) olduğu sürece, üzerinde rahatlıkla oynanabilecek bir değerdir.
Operatörlerin bu hizmeti ücretlendirme olanağı bulunuyor. Türkiye’dekilerin nasıl bir tavır takınacaklarını bilemiyoruz. Göreceğiz. (Sonuçta daha az USB – GSM adaptörü veya salt veri paketi satılmasına neden olabilecek bu tür imkanlar, onların işine gelmeyecektir.)
iPad’in Başına Gelenler
Düğmeye Hükmetmek
iPad‘in sağ yanındaki düğme, ilk başta yatay/düşey kilidi olarak vazifeliyken 4.2 sürümünde ses kapatmadan sorumlu olmuştu. Yön kilidi de soft düğme olarak iPhone’daki gibi içeriye geçmişti. Tabi bir sürü insan bundan rahatsız oldu. Eski butonu geri istedi. Jailbreak’çiler onlar için tweak’ler hazırladılar. Apple da sorunu fazla uzatmadı. Düğme fonksiyonunu belirleyebilme ayarını koydu. Artık herkes rahat uyuyacak. Kilit isteyen kilit, ses kapama isteyen ses kapama kullanacak.

Elde var multi-touch
iPad’e gelen farklı bir özellik de çoklu dokunuş fonksiyonu. Birden fazla parmak dokunuşuyla ortaya çıkan kombinasyonlar, artık değişik arayüz kısayolları için kullanılabilecek. Bu işler jailbreak dünyasında nefes alanlara çok da yabancı değil (Activator).
Bu yeni özellik, bir dedikoduyu da canlandırmış durumda. Güya, Apple artık “Home” düğmesini kaldıracak ve bu düğmenin işlevini çoklu dokunuş hareketlerine emanet edecekmiş. İhtimal dahilinde fakat bu cihazlarda radikal bir donanımsal tasarım değişikliği anlamına geliyor. Bu kadar ciddi bir kırılmayı iPad 2 ile yaşar mıyız? Bizce hayır. Home düğmesinin uygulamaları kapatmak, Voice Control, multi-tasking dışında DFU moda almak ve hard-reset gibi işlevleri de var. Yazılım ve donanım tasarımında bu boşluğun da doldurulması gerekecek. Bu yüzden, radikal bir karar “Home“un kalkması.
“Zeki Müren” Edition
iPad’in başına gelen en güzel şey, belki de kamera. Yeni firmware, bunun ipuçlarını veriyor.

Ne mi bunlar? iPad‘e özel 4.3 firmware’de bulunan anlamlı imaj dosyaları. Görüldüğü gibi iPad 2, çatır çatır fotoğraf çekecek, video kaydedecek. Yalnız burada önemli bir detay var. Fotoğraf çekme efektini içeren imajın çözünürlüğü, şu anki iPad’inkiyle aynı. Ne yani? iPad 2‘nin çözünürlüğü artmayacak mı? Yoksa, retina display koymayacak mısınız? Ne olur şaka olsun Apple!
Gelecek Program: Verizon iPhone 4, X iPhone 4, iPad 2 ve iPhone 5?
Apple, firmware dosyasına gelecek nesil cihazlarına ait referanslar da koyuyor ki ortamda dedikodular başlasın. Viral pazarlamanın değişik bir taktiği. Bu işin sazanları da hemen dosyaları açıyorlar, gelecek programdaki donanımları okuyorlar:

Bu listede, resme girmeyen iPhone 3,2 var. 3,1 elimizdeki iPhone 4‘ler olduğuna göre 3,2 de Verizon iPhone’u olmalı. Peki bu iPhone 3,3 nedir? Bir rivayete göre, dünyanın diğer bölgelerindeki CDMA şebekeleri için çıkacak üçüncü bir iPhone 4. Meselâ Çin için CDMA.
iPhone 4,1 ve 4,2, Haziran ayında duyurulacak “iPhone 5“i işaret ediyor besbelli. 4,1 olan bizim, 4,2 olan CDMA’cıların.
Yan tarafta ise iPad‘in 3 ayrı versiyonunu görüyorsunuz. İlki sırf Wi-Fi olan, ikincisi GSM, üçüncüsü CDMA…
Ama Arkadaşlar İyidir
“Find My Friends” adlı bir özellik keşfedildi aynı firmware dosyasında. iOS 4.2.1′de bedava olan “Find My Phone” servisinin sosyal soslusu bu. Google’ın Latitude adıyla verdiği servis. Daha bir şey demeye gerek var mı?

Bu özellik ile nerede olduğunu bilmemize müsade eden arkadaşları, harita üzerinde göreceğiz. Meselâ son dönemin muteber mekânı Kanyon’dayız. Bir basacağız, orada bulunan can ciğerleri göreceğiz. Hatta yanlarına gidip sürpriz yapacağız. Bir süre sonra acayip derecede baymış olan herkes bu özelliği kapatacak ve belki sadece eşler birbirini ve çocukları izlemek için kullanacak. Görelim zaman ne gösterecek…
Diğer yenilikler…
- Muhtemelen iPhone’ların video kamera moduna özel filtreler eklenecek. Örneğin termal kamera filtresi.
- iPhone’daki SMS uyarı zilindeki tekrarlama adedi gibi bir detay ayarlanabilecek.
- iPad’deki versiyonda “Not” uygulaması yeni yazı karakterleri kazanacak.
Bizden bu kadar.

